Göçmenlik: Ev Sadece Bir Adres Değil, Bir Hal, Bir İnanç, Bir Anlam

Göçmenlik:

Bu aralar sık düşer oldu aklıma göçmenlik hikâyem.
Getirdikleri, götürdükleri…
İyikileri, tühleri.

Göçtüğüm ilk yıllarda
“Bir daha göçmek mi? Haşa. Taşınmam bile.”
diye bir ses haykırıyordu içimden.

O zamanlar yeniden kurulmayı bekleyen çok şey vardı:
bir dil,
bir iş,
arkadaşlıklar,
alışkanlıklar.

Geçişler ve İçsel Göçler

Şimdilerde o dönemki ben’in dönüştürdüğü kişiye bakıyorum.
O zorlukların, bugün taşıdığı hafifliklere…

Rutininin, planının, alışkanlıklarının dışına çıktığında huzursuz olan Büşbüş’ün;
tek bir eve,
tek bir şehre,
tek bir zamana,
tek bir rutine
ihtiyacı olmadığını görüyorum.

Aslında göçmenlik hikayemin çok eskilere dayandığını gözlemliyorum.
Her geçişin bir göç olduğunu…
Bazen mahalleler,
bazen arkadaşlıklar arası,
bazen duygular,
bazen yaşlar arası
göçmelerimi hatırlıyorum.

Göç Ederek Özgürleşmek

Göçmenin getirdiği yeniliği, heyecanı ve keşfi aslında sevdiğimi fark ediyorum.
Göçmenlik algımı değiştirdiğimde,
her göçümde evde hissedebildiğimi,
yeni rutinler yaratabildiğimi,
her yerde kök salmadan yeşerebildiğimi fark ediyorum…

Göçerek özgürleştiğimi,
göçerek zenginleştiğimi fark ediyorum.

Göçmenlik alışkanlığının, yeni yerlere uyumumu kolaylaştırdığını fark ediyorum.

Evin sabit bir adres değil, bir duygu, bir anlam olduğunu fark ediyorum.
Eğer istersem, her yerin bana ev olacağını fark ediyorum.

Ve fark ediyorum ki,
göç artık sadece geçmişim değil,
geleceğimin de dili.

Göç; hayatıma bir hayal kazandırıyor.

Dünyanın dört bir yanına, göçen psikolog olma hayali.
Kalbimin ısındığı her yerde yaşama hayali.
Her yerde yeniden doğan Büşbüş’le tanışma hayali.

Belki bir gün göçlerimiz bir yerde kesişir.
Londra’da,
Lizbon’da,
Bangkok’ta,
Rio’da…

Previous
Previous

Şehir Hayatında Yavaşlamak Mümkün mü? Huzur Gerçekten Bir Coğrafya mı?

Next
Next

Ait Olmamaya Ait Olmak