Şehir Hayatında Yavaşlamak Mümkün mü? Huzur Gerçekten Bir Coğrafya mı?
Ne güzel şehir Edinburgh…
Yaşanır valla.
Şehir sakin. İnsanlar yavaş.
Deniz de var.
Kimse acele etmiyor.
Bir yeri yaşanır kılan şey gerçekten bunlar mı?
Son zamanlarda bunu çok duyuyorum.
Dostlarımdan da, danışanlarımdan da:
“Deniz kenarına yerleşmek istiyorum.”
“Evden çalışsam keşke.”
“Bu tempo bana fazla.”
“Huzur istiyorum.”
Uzaktan bakınca, kimse hayatı bırakmak istemiyor.
Sadece yaşanabilir bir tempo arıyor.
Eskiden bir iş bir efordu.
Şimdi bir iş; trafik, zaman, para, rekabet, kıyas, görünür olma ve niceleri demek.
Ee haliyle yapılan iş kadar, etrafındaki beklentiler de yoruyor.
Ve yetmiyor.
Daha iyisi,
Daha hızlısı lazım.
Geri kalmamak,
Açık vermemek lazım.
Belki de bizi yoran şehir değil.
Dinlendirecek olan da bir sahil kasabası.
Ne dersin?
Belki de;
Kaçmak istediğimiz şey çoğu zaman “… yapmam lazımlar”dır.
“Durursam yavaşlarım,”
“Yavaşlarsam geri kalırım.”
“Yorulursam yetersiz olurum.”
Aslında ihtiyacımız sadece bedeni alıp başka bir yere yerleştirmek değil.
Algımızı da bir sahil kasabasına dönüştürmek.
Bir maili tehdit gibi değil, bilgi gibi okumak.
Bir gecikmeyi felaket değil, hayat olarak görmek.
Bir duraklamayı başarısızlık değil, nefes olarak kabul etmek.
Kolay değil, anlıyorum.
Algımız, bu düşüncelerle beslenerek, hep hızını arttırdı.
Bir günde yavaşlamayacak.
Ama bildiğim bir şey var
Değişebilir.
İç ses değişebilir.
Algı değişebilir.
Davranış değişebilir.
Huzur, sadece bir coğrafyadan ibaret değil.
“Bu kadarı yeterli.” diyebildiğimiz bir eşik.
Sevgimle
Uzm. Psk. Büşra Bağ